Bütün diktatörlerin ortak bir özelliği vardır, o da tahammülsüz oluşlarıdır. Tek ses, tek düşünce ve olmazsa olmaz olan tam teşekküllü biat. Başbakanın kendisine biat etmeyen herkese, her kuruma, her düşünceye karşı cephe savaşı yürütmesinin arkasında belki de bu ruh hali vardır. Demokrasinin çok sesli olması gerekliliği de oldukça canlarını sıkıyor olmalı. Başbakanın köşe yazarlarının yazdıklarına kadar müdahale etmesi, kim ne diyorsa ona bir cevap yetiştirmesi hem komik, hem de tahammül sınırlarının ne kadar dar olduğunun bir göstergesi olarak karşımızda duruyor. Demokrasi ile diktatörlük arasında ki çizgi sanıldığı kadar kalın değil. Bazen bizim gibi ülkelerde diktatörlük özlemi, demokrasinin arkasına gizlenmiş olarak nüfuzunu genişletebilir. Gücün tek elde toplanması ve onu dengeleyecek bir muhalefet anlayışının olmayışı, gizlenmiş olan ‘‘Tek Adam’’ özleminin hayat bulmasını sağlar. Başbakanın her söylediğini kendileri için yasa kabul edenler ise, bu yolun taşlarını döşeyerek emir kulu olmaktan başka bir işe yaramazlar.
Başbakanın, her yazılanı kendisine bir gönderme olduğu psikozuyla dilini öfkeyle yuvarlayarak kürsülerden seslenmesi bu yüzden bana tuhaf gelmiyor. Hayatlarının hiçbir döneminde hak ve özgürlükler mücadelesi içinde olmamışlıkları, demokrasi denen şeyin bilincinden de yoksun bırakmıştır onları. Ezberci bir demokratlığın, ya da demokrasi savunuculuğunun, pratikte nasıl çuvalladığını hep birlikte görüyoruz.
Mesela;
Buna benzer onlarca örneğe rağmen yandaş yazarlar ses çıkarmayarak ortalıkta dolaşıp demokrasi dersi vermeye devam ediyorlar. Bilmeseniz bu insanları, Türkiye demokrasi mücadelesinin kahramanları sanabilirsiniz. Tayyip Erdoğan, yandaş medya ve yazarlarının tüm gazeteleri ve televizyonları kaplamış olmasına, her gün, her saat konuşmalarına, yazmalarına nedense sitem etmiyor. Ya da yandaş köşe yazarları başbakanın absürd çıkışlarına asla itiraz etmiyor? Çünkü onlar sadece meydan kendilerine kalsın istiyorlar. Bu yüzden de birer Tayyipperest olarak işlevlerini yürütüyor ve karşı çıktıkları Laiklerle benzeşiyorlar.
Bir zamanlar Kemalist Laiklerin yasakçı zihniyetini yerden yere vuranlar, bugün kendi yasakçılıklarını kurumsallaştırıyorlar. Dünün ezilenleri, bugünün ezenleridir artık. Bütün muhalefeti sustursalar dahi rahat etmeyecekler. Bu ruh hali susturduklarıyla yetinmeyecek, onların suskunluğundan bile pimpirikleşerek tüm hayatı kontrol etmeye çalışacaktır. İktidarda kalmanın yolunun muhaliflerini yok etmekten, baskı altına almaktan geçtiğine inanan anlayış eninde sonunda kendi faşizmini yaratır. Hem de demokrasiyi överek yapar bunu. Nasyonal İslam ve demagoji ayrılmaz birer kan kardeştir. Her ikisi de iktidarda mevcut.
Bu kadar keskin ifade etmem sizlere abartılı gelebilir ama yaşanılanlar, ifade edilenle, yapılanların arasında ki fark bunu gösteriyor.
Akın OLGUN
Avrupa Gazetesi