Bu ülkede ahlaktan en fazla bahsedenler, en ahlaksız olanlardır. Dönüp bakarsanız herkesi zehirlediklerini görürsünüz. Siyasi ahlakı olmayan bir ülkede her şey ahlaksızların elinde şekillendirilir ve bütün ahlaksızlar başkasının ahlakı üzerinden kendi ahlaksızlığını aklayarak bulundukları kirliliğin içinde meşrulaşmaya çalışır ve böylece herkes kendi kirini bir başkasına bulaştırarak toplumsal kirlilik kontratını imzalamış olur.
İşte Vakit’in yaptığı budur. İktidarın siyasi ahlak(sız) anlayışını yansıtıyorlar bizlere. Yatak odalarını röntgenlerken ayaküstü mastürbasyon yapan bir sapkınlığın siyasileştirilmiş halini gözümüze sokuyorlar.
Savundukları değerlerinin içine etmekten çekinmeyenler her şeyi yapabilir. Örneğin hem türban eylemlerini savunabilir, hem de yatak odası röntgenciliği yapabilirler. En uçlarda gezinip, en keskin söylemleri yazıp çizebilir, aynı zamanda en pespaye yöntemlerle şantaj yapabilirler. Kapitalist ahlak’a ‘‘İslam’’ ahlakını, ‘‘İslam’’ ahlakına kapitalist ahlakı giydirmekten hiç çekinmezler. Vakit’in tüm değerlerinin cenabetli, tüm söylemlerinin ‘‘İslami’’ içerikli olması bu yüzden şaşırtıcı değildir.
Ergenekon ve benzeri yapıların kullandıkları araçları artık kendileri kullanıyor. Savaştıkları ile benzeşmek böylesi bir şeydir. Bir zaman sonra eleştirdiklerinizin tıpa tıp kendisi olmaya başlarsınız. Dinleniyor olmaktan şikayet eder sonra kendiniz dinlemeye başlarsınız, şantaj kültürünü eleştirir, sonra kendiniz şantaj yapmaya başlarsınız, siyaset etiğinin olmadığından dem vurur, sonra kendiniz etik olmayan her şeyi bire bir uygulamaya başlarsınız. Daha özetle siyaseten ar damarınız bir kere çatlayınca vur patlasın, çal oynasın şeklinde savunduğunuz ne varsa üzerinde tepinirsiniz. Elinizin temiz kalması için de yancıları bu işler için kullanırsınız. Sonra çıkıp ‘‘Tasvip etmiyoruz’’ diyerek hiç haberiniz yokmuş gibi yapıp siyaset etiğini kimseye bırakmazsınız. Kirli ellerinizi Arap sabunu ile yıkayıp ‘’bakın tertemiz ellerimiz’’ diyerek ortalıkta dolaşmaya başlarsınız. Bu yöntem hiç değişmez, sadece aktörler değişir…
AKP iktidarı ile hız kazanan dinlemelerin, özel hayatlara dair deşifrelerin geldiği son nokta burasıdır demek yanlış olmayacak. Telefon dinlemelerin, özel hayatlara dair edinilen tüm bilgilerin dava dosyalarına kadar sokulduğu, yandaş gazetelerde ifşa edilerek hesaplaşmaların görüldüğü, kendisine muhalif olanların aslında ne kadar ahlaksız olduğuna dair çok meraklı alt kültüre empoze edildiği bilinçli bir siyasetin sonuçlarını yaşıyoruz artık.
Vakit bu ahlaksızlığın cesaretini nereden alıyor diye sormak işimize gelmiyor. Bir siyasi liderin kaldığı odaya kadar girebilen o karanlık eller kimin elleridir? Nasıl bir teşkilat ilişkisidir? Dün aydınlığa akan bilgiler, bugün nasıl Vakit’le el değiştirdi? Hiç sormuyoruz. ‘‘Sokak kadını’’ diyerek milyonların önünde bir kadını aşağılayan o gazeteci ile Baykal’a ait olduğu iddia edilen kaseti yayınlayan gazetenin ortaklaştığı alana hiç bakmıyoruz. Bir zaman, İnsan Hakları savunucusu bir avukat için ‘‘Ben bu kadını ilk gördüğüm yerde cinsel tacizde bulunmazsam, namerdim...’’, ‘‘Mal... bilmem ne derler, ama söylemeyeyim’’ diyen gazetecinin zihniyetinden özde hiçbir farkı olmadığını söylemiyoruz.
Belden aşağı vurmak bir kenara, pantolonları, etekleri arkadan yaklaşıp aniden sıyıran ve sonra bakın bakın diyen o hoyratlığı nasıl da eğlenceli buluyoruz.
Bir gün hiç başımıza gelmeyecekmiş, hiç kendimiz o duruma düşmeyecekmişiz gibi yapmamız ne garip bir ironidir. Oysa arkamızda gizlice dolaşıp en kalabalık anda pantolonlarımızı sıyırmak için fırsat kollayanların bir kurbanı da biz olabiliriz.
Ergenekon dosyalarına, gazete sayfalarına sokulan özel hayat deşifrelerini ‘‘yahu tamam yanlış ama…’’ diyerek önemsizleştirenler şimdi gelinen noktayı hangi ‘‘ama’’ ile kapatacaklar? Özel hayatı hiçe sayan, bunu bir şantaj malzemesi olarak kullananlar nasıl bir demokrasi inşa edecekler.
Eğer bir faşizm aranıyorsa, onu bu ahlak’ın içinde bulabilirsiniz.
Akın OLGUN/ BirGün Gazetesi
BIRGUN_D20100509_P5_C4731018_U1567.pdf (1,51 MB)