Genelkurmay başkanı konuştu. Kışlasından uzatıp işaret parmağını herkesin gözüne soka soka kırmızıçizgileri yeniledi. İktidar, elinde cetvel ile sağa sola çeki düzen ayarı yaparak çizginin siyasi ayağını şekillendirdi. AKP demokratları ise hemen ağız değiştirip savaşın en bilindik lanetleme söylevi ile iktidara tam destek sundular.
Savaşın diline o kadar aşinalar ki hiç zorlanmadılar. Demokrasi şimdi ağızlarında bir dil yarası gibi duruyor. Açılım sürecinde Kürtleri keşfeden ve ‘‘onları anlamak lazım’’ diyenler şimdi bunlar da çok oluyor havasında had bildirmeye kalkıyor.
Polis teşkilatının demokrasi hocası ve Taraf gazetesi yazarı Önder Aytaç 17 Haziran günü Küre TV de bakın nasıl çözüyor sorunu.
‘‘… Madem elinizde, alacaksınız karşınıza, dersiniz ki ‘‘ Eğer Türkiye’de bir ay içerisinde bir yaprak kımıldarsa, bu terörü bitirmezsen, o zaman seni öldürürüm, seni idam ederim, seni asarım. Bakın bakalım bu olayların hepsi bitiyor mu! Bitmiyor mu?’’
İşte bu kadar. ‘‘Asmayalım da besleyelim mi?’’ Dilin altında ki bakla bu. Sallandıracaksın birkaç kişiyi Taksim meydanında bakın bakalım ne oluyor diyenlerin günümüze taşınmış tam organik cunta kafası. Bu adamlar günlerce, aylarca kanal kanal dolaşıp demokrasi, cuntalar, cuntacılar, çeteler vb üzerine konuşup durdular. Şimdi yeni ve gerçek çözümlerini dile getiriyorlar. Organik cuntacı olduklarını da saklamıyorlar. Zor oyunu bozar misali, hemen döndüler özlerine.
Ötekiler daha utangaç dillendiriyorlar düşüncelerini. İktidar ağız değiştirince onlar da bir anda kalemlerini o ağız’a uyduruverdiler. Dış mihrak edebiyatı yeniden salvo yapmaya başladı ve asıl niyet dile geldi. BDP’nin elinde bulundurduğu belediyelere göz dikildi. İç mihrak sendromu yeniden Kürtlerin temsilcileri üzerinden inşa edilmeye başlandı. Kuşatmanın çehresi genişletilerek operasyonlar, baskılar, göz altılara hız verildi. Devlet her zamanki gibi şiddet ve baskı politikasında birleşti. Devletin büyüklüğünü, şiddetin dozuyla göstermenin olmazsa olmaz olduğuna dair oluşturdukları ortak ruh hali onların gerçekte demokrasiden ne anladıklarını gösteriyor bizlere.
Sözde cuntacılar içeride, fikirleri iktidarda
Açılım denen belirsiz bir süreci ellerine yüzlerine bulaştıranlar şimdi hedefe koyduklarına top atışı yapıyorlar. Denize dökülecek Yunanlı kalmayınca, önce Ermenilere sonra gözünü Kürtlere diken ulus-devlet anlayışı hiçbir dönem değişmediğini, sadece şekil değiştirdiğini yeniden anlıyoruz. Bugün yaşanılan çözümsüzlüğün altında bu anlayışın varlığı var. Klasik havuç sopa politikasını hep cebinde taşıyan devlet, ne zaman demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerden bahsetse mutlaka arkasından sopasını gösteriyor. Yine böylesi bir dönemi yaşıyoruz… Bu durumun en iyi özetini Önder Aytaç örneğinde bulabilirsiniz... Sözde cuntacılar içerde ama fikirleri iktidarda. İşte işin ironisi de burada.
Ne zaman bu ülkede devletin büyüklüğünden, yüceliğinden bahsedilmeye başlansa, arkasından korkunç bir saldırı dalgası geliyor. Çapı ve sayısı belli olmayan sınırsız bir bayraklaşma yarışı başlıyor. Arkasından provokasyon çığırtkanlığı yükseliyor. Dil değişiyor, kanallarda boy gösterenler yerlerini hotzotculara, manşetler terörün kırılan beline ve haberler yürek parçalayan annelerin görüntülerine bırakıyor. Toplumun bilinçaltına empoze edilen nefret büyütülüyor ve nihayet her türlü şiddet, kayıp, faili meçhul, işkence vb yöntemler olması gereken bir ulusal tedbir olarak karşımıza çıkarılıyor.
Çift kişilikli dil
Bu politikanın acısını yıllarca yaşadı insanlar. Yok edilenlerin acısı hiç dinmedi, dindirilmedi. Özgürlük, hak, eşitlik isteyen herkesin sesi ‘‘Terör, terörist‘’ vb argümanlarla bastırıldı. Bu ülkenin insanları, sözlerini, kelimelerini, cümlelerini hep sansürleyerek konuşmak zorunda bırakıldılar. ‘‘İç’’lerinin söylemek istedikleriyle, sistemin duymak istedikleri arasında çift kişilikli bir dil yaratıldı. Sadece Kürtler değil, bu topraklarda yaşayan herkes hiçbir zaman kendi dilini özgürce konuşamadı. Eğer bir vatana ihanet aranacaksa, bizi cift kişilikli bir dile mecbur bırakanlara bakmamız en doğrusu olacaktır. O zaman belki sorunlarımızı daha özgürce konuşabiliriz.
Akın OLGUN/ BirGün Gazetesi
Remember Me
a@href@title, strike