Altın çakalların genelde renkleri sarı olur. Ama bulundukları bölgelere göre farklı özellikler de gösterebiliyorlar. Mesela aralarında mevsime göre renk değiştirenleri olur. İyi bir koşucu olarak biliniyor bu çakallar. Aynı zamanda kontrolü altındaki bölgeyi idrarlıyarak, başka çakalların kendi egemenlik sahalarında avlanmalarına izin vermiyorlar. Bu tür teşebbüslerde ise genelde kavga ederek değil, karşılıklı korkutucu sesler çıkararak anlaşıyorlar. Anlaşma için kullandıkları çok çeşitli havlama ve uluma sesleri var. Leşle besleniyorlar. Ama hepsinden öte Çakallar, kuyruk dibindeki bir bezin salgısı sayesinde etraflarına pis bir koku yayıyorlar.
Serdar Turgut’un zorlama ‘’zekâsı’’ ile attırdığı yazıyı, çakallara dair izlediğim bir belgeselin arkasından okudum. “...Bir hücre oluşturup, şehri basıp Rojin’i dağa kaldırıverirdim olur biterdi... Düşünsenize; yıllarca dağda keyif hayatı süreceğim, dağa kaldırıp seks kölem haline getirdiğim Rojin ile yaşayacağım...” diyordu S.Turgut. İşte bu noktada, Altın çakallarla kurdurduğum benzerlik birilerinin canını sıkabilir ama sıkı can iyidir derler...
Bizim anlı, şanlı gazetelerin köşelerini idrarlayarak, kapsama alanlarına sokanların, yıllardır yazdıklarından beslendi Türkiye ve bu yapay beslenmeden çok çekti ülke. Neden çok çekti biliyor musunuz? Çünkü onların kalemlerinin mürekkebi hep pis bir koku yaymıştır topluma. Ne zaman toplum temiz bir havayı içine çekmeye kalkışsa, onlar hemen ırkçılık ve akla hayale sığmayan komplo kokulu yazılarını devreye sokmuşlardır. Çok iyi koşucudurlar. İktidarlar değiştiğinde soluğu bir çırpıda hükümetlerin yanında alırlar. Siyasetin havasına göre renk değiştirmeleri de artık herkesin bildiği olağan bir durumdur.
Bizim Altın köşe yazarları arasında, zaman zaman birbirlerinin alanlarına girme, ayak kaydırma, pusu kurma vb gibi şeyler olağandır. İşte böylesi dönemlerde kirli çamaşırlar, köşelerin ipine ufaktan ufaktan asılarak meydan okumalar başlar. Karşılıklı kirli çamaşırların ortalığa dökülmesinden her iki tarafta zararlı çıkacağını bildiğinden, bir orta yol bulunur ve kirli çamaşırlar yeniden iplerden toplanarak, uzlaşı, barış, karşılıklı jest vb ile hiçbir şey yaşanmamış gibi yapılarak yola devam edilir. Ardından mutlaka yeniden sahalar idrarlanarak koruma altına alınır.
Köşeleri farklılıklar gösterse de, genel olarak aynı karakteristik özelliklere sahiptirler. Bazıları (ki serdar Turgut aynı zamanda bu kategoriye de girer) köşe bunalımı yaşarlar. Tatminsizlik sendromu diye bir şey var mı bilmiyorum ama bu olmasa da Turgut’a uyar. Her şeyi tadıp, tadacak bir şey kalmayınca, kafayı önce penise, sonra grup ilişkilerine takması, gidişatın neresi olduğunun göstermesi yanı sıra, beyaz ‘’ÜZMEZ’’lerin bilinçaltlarının nasıl, süzme incilerle dolu olduğunu da kanıtlıyor bizlere.
Ama asıl sorgulanması gereken bu Altın çakal hali değil elbette. En can alıcı noktayı Rojin’in kendisi koydu ve sordu. Serdar Turgut ve benzerleri bu cesareti nereden buluyorlardı ve nasıl oluyordu da, kendisine sözde yazar diyen adamlar bunları yazabiliyorlardı. Cevabı tartışacak mıyız çok emin değilim. Medyada Altın Çakalların taşıdığı genel ruh hali bu. Güçlüler ve güçlerini arada bir, bu ve benzeri olaylarla tartıyorlar. M.Ali Erbil’in TV gösterilerine benziyor biraz durum. Nasıl o herkesi aşağılayarak, tükürerek, küfrederek, don, tuman indirdikçe rağbet görüyorsa medya da, Turgut’ta aynı ilgiyi görüyor. Bu hep böyle oldu. Yazılarında ilgi çekebilmek adına, arada bir don, tuman indirenler, bunu bir alışkanlık haline getirmekten daha da öte, kendisi oldular. İşte bu yüzden kalemleri ishal olmuşçasına kusuyor ve pisletiyor ortalığı. Pislikte bir zekâ pırıltısı olarak sunuluyor bizlere…
Üstüne üstelik kanallar, bu adamları programlarında konuk edip, bir hoş seda ağırlayıp, engin düşüncelerinden faydalanmak için çırpınıyorlar. Ağızlarından çıkacak iki kelimenin, bilindik kalıplardan öteye bir şey olmayacağını bile bile yapıyorlar. Yani bu adamlar saygı görüyorlar. Yazdıkları onaylanıyor. Konuştukları medyanın müdavimleri olarak dinleniyor.
Ama yeter artık…
Bu adamların kokuşmuş düşüncelerini çekin hayatlarımızdan.
‘’Tecavüz kaçınılmazsa, zevk alın’’ diyerek dayatılan bu ahlak anlayışını alın üzerimizden.
Avrupa Gazetesi / Persembe yazısı
avrupagazete.com