Akın Olgun
Akın Olgun Resmi Web Sitesi RSS 2.0   
Mesut
İletişim
olgunakin@yahoo.co.uk

Birgün Gazetesi



Birgün Gazetesi
Kitaplarım

Birgün Gazetesi

Birgün Gazetesi
# Monday, October 20, 2008
"Uçurumlara Baka Baka"

"ÇIRILÇIPLAK KALMIŞTI ŞİİRLERİMİZ"

Bir efkâr vakti, suskun bir yumruk olup kapanıyoruz içimize. Yazık olmuş hayallerin kırık çerçevelerine, yoldaşlık edip bakıyoruz gökyüzünün dipsizliğine.
Yine farksız her şey…
Her şey kendi garipliğinde üşüyor yine…
Faydasız tüm çareler.
Tüm çareler, çaresizliğe kulluk edip duyguların kanlı kancalarına teslim etmiş içindekilerini.
Zaman aşımına uğrayan bedellerimizin sızısını hissediyoruz bellerimizde. Elimizde buz tutan geçmişimiz yaralı ve sıktığımız yumruklarımızın içinde zindanda yüreklerimiz.
Belki de bu yüzden ömrümüzün kalan yarısına sarılıp, yaşamın kıyısına tutulup akmak zor geliyor bizlere.
Zor geliyor bütün vurgunların uğrak yeri olmak, zor geliyor yaşadığımızı düşünüp tüm ağrıları onun adına yüklenmek…
Zor geliyor her yalnızlık vakti kaybolduğumuz umutlarımızın, yüzümüze tuttuğu aynalara bakıp bakıp hiçbir şey görememek…
Kelimelerimizin, sözlerimizin sayıklamalarında uyanıp, uykusuz yaşlar döküp anılarımızın yazılı defterlerine, bırakıp gitmek var belki de her şeyi… Ama olmuyor, yapamıyor insan…
İnsan kendisinden vazgeçemiyor…
Kalplerimizin kenarına sığınan sevdalarımızın kırık gözyaşları, yüreklerimizin fay hattından geçip vicdanımıza düşüyor ve o saatler hiç ama hiç unutulmuyor…
O anlarda, sevginin bağbozumunda yeniden yudumluyoruz hayallerimizi. Bütün yarımsızlıkların seslenişiyle dinliyoruz demlenen kimsesizliklerimizi.
Beynimizin iç uğultusundan ayırıyoruz geride kalanları ve ağrılarımızdan, sızılarımızdan arındırıp sevgiliyi, saklıyoruz göğsümüzün en ak yerinde.
Oysa kaç kez ölmüştük içimizde, hiç bilmedik ve daha kaç kez öleceğiz bilmiyoruz. Her isyan dönüşü yaşamaktan yorgun, her isyan dönüşü yaşamaktan yaralı, her isyan dönüşü yaşamaktan mağlup olup, kıyımlarda kıvrılıyoruz bir nefeslik gölgelere…
İnadına ayakta kalmaktan mahcup yüzlerimiz ve ölümle aynı yaşta olmanın ve yaşamdan daha yaşlı kalmanın ağır yüz ifadelerine yükleyip yüzlerimizi yürüyoruz hiç durmadan.
Hüzünlerimizin dağınıklığını geçmişimize, mutluluğumuzun incinmişliğini ise çocuksu serseriliğimizden kalan şamarlara iade edip, yine yürüyoruz dinlenmeden…
Bu vuruşkan ses tonu postalların altında ezilmişlikten, bu kara kutu sessizliğimiz illegal savrulmalardan dökülüyor kâğıtlara…
Biliyoruz dilsiz bir sevdadır kolumuzdaki. Biraz yırtık, biraz da yamalıdır; ve istilacı yıllar yaralarımızı kazımaktan utangaçtır. Oysa bize karşı hep asiydi kaçışlarımız, yol yorgunu niyetlerimiz ezik, özlemlerimiz pusularda soyulmuştu.
Çırılçıplak kalmıştı şiirlerimiz… Geceler ise belalar yazıyordu sabahlara… Her şeyi yüreğimizin gölgesinde dinlenen fırtınalara verip gitmek vardı, yapamadık… İçimiz titreyerek, uçurumlara baka baka, rüzgârlara çata çata kaldık tereddüt etmeden.
Biraz da delilikti sevdalarımızdan bize kalan…
Vaktin sararmış hüzünleri dolduğunda gözlerimize ve aktığında usulca, silmeye cesaret edemedik…
Göz göze öpüşmelerden hiç gitmemiş gibi karıştık çiseleyen yağmurlara.
Anlayın ki; yanılgılarımızın hırçınlaşan öfkesinde, kendi yüreklerimizin gazisi olmaktan kurtulamayışımız, dağlanmış masumiyetlerimizin mirasıdır…
Anlayın ki; tek başına bir şarkı olup, o şarkıyı mırıldanmak biraz da ölümsüz olmaktır…

Sayı: 31, Yayın tarihi: 20/10/2008

Monday, October 20, 2008 11:20:28 PM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


mavi melek
# Wednesday, October 01, 2008
meta NameGener

Kıyıya Vuruyordu Saatler

 

 

kıyıya vuruyordu saatler, dalgalar düşüyordu ömrüme

yıkarak setlerimi

fırtınalar uğruyordu her gece

avuçlarımda deniz kabuklarının eziyet uğultusu

asıyordu kendini kendi sesinde

bütün suskunlukların arkasında

beyaz sakalıma uğruyordu esaret

masallarımı alarak giriyordu inine

korkuyla uyuyacağım artık

ve

uyanacağım bileğimde kelepçe ile

taş kıracak sevinçlerim

umutlarım kürek cezasında

kırbacı ağır esaretin öfkesinde

çekecek mavisini okyanusun…

 

 

 

-----------------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

Utandıkça Soyundum

 

dağılırken

şarapnel gibi yaraladım her şeyi

uzaklaştıkça

savruldum kendimden

aynada hep ayni iz

çıplaklığım

utandıkça soyundum

 

 

 

Varlığında Acılar     

 

Keşke olmasaydın demedim hiç

Varlığında acılar

Yokluğunda

Yetimdi bir yanım

Biliyorum dökmedin hiç gözyaşı

Bir gece bir namahremin koynunda

Yaşatacaksın mor sümbüllü ihanetini

Şimdi

Belalı satırlar yazıyorum seninle olan geçmişe

Kelime darağacıma asıp senden kalan sözleri

Uzatıyorum boynunu kalemimin

Bir karalaması olmalıydı elbet yaşananların

Onları da haraç mezat sana bırakıyorum…

 

---------------------------------------------------------------------------------

 

Ay Vakti

           

Yakamozlar ölüyordu ay vakti

Geride kalanları bir kelebek taşıyordu usulca

Gözlerim deniz mavisindeydi

Bakıyordu cellâdın ellerine

Martılar süslüyordu tabloyu

İçimdeki ressam kan damlatıp

Gömüyordu asaletini içine…

 

 

 

------------------------------------------------------------

 

Onurlu Hatıra                      

 

Sorgulanan yüreğimiz

Devrimden kalan işgüzarlıklardı

Bir adım eşiğindeydin ölümün

Bir adım esiğindeydim seni kaybetmenin

Uçurumların kenarında kalp atışlarımı dinleyip

Sensizliğin yok oluşuna uzanıyordu ruhum

Yasaklıydım sana

Yüzüme çizilmiş sevgin ise

Kaldırımlarda paylaşmaya umutlu

Onurlu bir hatıraydı senden kalan.

 

 

-----------------------------------------------------------

 

 

 

 

…Çok yorgunum bir tanem

yüreğim taşımıyor artık içsel direnmeleri

Güçlü olmak zorunluluğu büküyor belimi

Şartlar dirhem, dirhem kemiriyor bedenimi

geçmişten

asılsız bir yaşamın yükünü taşıyorum

maalesef

Geleceğin hesabını dürüyorum bugünden…

 

------------------------------------------------------------

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

 

VE

 

Yaralıydı her şeyimiz

Sevmelerimiz

Okşamalarımız

Dokunuşlarımız

Sevişmelerimiz yaralı

Ve

Yağmurluydu sözlerimiz

İnatçı

Hırcın

Gururlu

Ve

Ayrılığımız kederli

Yorgun

Suskun

Çaresizdi

 

 

 

 

 

 

Ölüm Bilir

 

…Dövülüyor bedenim

Çığlar düşüyor inlemelerime

Boğazımda ılık bir kan

Eşlik ediyor kırılan kemiklerime

Ergen cağımda

Saymadım ölümün uğrayışını

Her es geçtiğinde

Ya da ıskaladığında hayatımı

Bakmadım arkasından

Uğursuzluk saydığımdan değil

Yeniden uğrayacağını bildiğimden

Oysa her uğradığında bırakıp acısını

Aldı bir başkasının canını…

 

…………………………………………………….

 

 

     Bir tabut geçiyor önümden

Omuzlarındaki ölüm yüküne omuz vererek

Taşıyorlar toprağın kalbine

Bir ağıt duyuyorum

Dizlerini döverek geçiyor önümden

Ve

Her şey

Her kes

Geçip gidiyor gözlerimden dökülerek…

 

 

 A.OLGUN

Wednesday, October 01, 2008 4:13:40 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Monday, September 29, 2008
Sevda İtirazları...

Sevda itirazları yazdım,

 

                          sonbahar yaprak dökümlerine.

 

Peygamber sabrıyla sınanmış değildi

 

                         henüz  hiçbir  özlemim.

 

Güneş görmemiş tenimde, kabuk bağlamış yaralarımı,

 

Tırnak tırnak sökerken,

 

kanatırken düşüncelerimi,

 

hatırladım kendimden geriye kalan yalnızlığımı.

 

 

En çok eylüller acıtırdı içimi,

 

nedenini hiç bilmedim.

 

Kandığım her yalanı masum sanmalarım gibi,

 

aldandım,

 

aldatıldım.

 

Duygusuzdu kaderlerin cilveleşmesi.

 

Ve

 

tesadüfü rastlantılardı hayatın öfkesi.

 

 

Yerli iz sürücüsü geçmişim,

 

Hep

 

felaketlerimi bulur,

 

baskınların İhbarcısı olurdu çıplaklığımın.

 

Ölürdüm bazen,

 

Bazen yaralı,

 

                    firarlara karışırdım.

 

Mültecisi olurdum

 

 

                     Ağlamalarımın.

 

Her defasında

 

                        sevdalı itirazlar yazardım,

 

Sonbahar yaprak dökümlerine.

 

 

Sokakları birbirine bağlardı basıboş yürümelerim.

 

Kaçak tenhalar, hüznü sağar,

 

yıldız çekerdi kaymalardan.

 

Habersiz düşerdim, yanlış anlaşılmalara.

 

Korkulara ıslıksız sunardım kendimi.

 

Kahve kokardım bir içimlik,

 

Her defasında

 

                       sevdalı itirazlar yazardım,

 

                                                    Sonbahar yaprak dökümlerine.

 

 

 

 A.OLGUN

 

Monday, September 29, 2008 4:10:09 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Saturday, September 27, 2008
İSTANBUL

İstanbul güneşin kaldı içimde

Bahtiyar sızılarımı devrettim sana

Hasretin yadigarım gibi düştü gözlerime

Özledim

Kayıt dışı serüvenlerin acılarıyla

Bakarken ufuktan sana.

 

İstanbul yaraların kaldı içimde

Martılar eşlik etse de sessiz çığlıklara

Kaybolsam da dehlizinde

Özledim

Kayıt dışı serüvenlerin acılarıyla

Bakarken ufuktan sana.


A.OLGUN

Saturday, September 27, 2008 4:08:04 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Friday, September 12, 2008
Kan kırmızı öfkem

Patırtılı bir geçmişin çatlak seslerinin

Sağır eden tüm yalnızlığına

Kırıyorum boynumu

Öfkem kan kırmızı dağ devirir

Hani tutsam yakasından hayatin

Tutsam bir

yaşam devrilir.

Kan kırmızı öfkem cesaret ezer

Kırışık kat kat alnımın günahını alır

İçimde yanan ateşi yangın söndürür

Hani tutsam yakasından adaletin

Tutsam bir

aciz olur.

Kan kırmızı öfkem beni yer bitirir

Suya iner iste o an vicdanim

Susar dilim

Susar kalemim

Sıradanlığın o korkunç hayaletine çarpar

Kan kırmızı öfkem kendini vurur.


A.OLGUN

Friday, September 12, 2008 4:06:16 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Monday, September 01, 2008
Taraftık Acemice

Resmi bir mermi,

 

kuytusunda bulduğu korkuya saldırıyor.

 

“Ne yazık”

 

“Ahh ne yazık” demenin ürkütücü anonsu,

 

duyuluyor kırık pencerelerden.

 

Soğuk çağrılar duvarlara çarpıp,

 

tek tek düşüyor insan enkazlarına.

 

Umut taşımak bir sonraki saliselere,

 

acının alnını karışlamak gibi, beyhude bir çaba.

 

Geceleri aydınlatmanın ağır emirleri,

 

semazen yanmalara düşüyor, rengarenk.

 

Bütün

         intiharlar

                       huzursuzdur,

 

bütün huzursuzluklar ise  intihar etkisindedir.

 

Ve

 

Eşitsiz çatışmaların, eşitsiz kulluğu,

 

ucuz pankartların, yoksul sloganları gibi,

 

aynı mezarlara yarenliktedir.

 

 

Yüzü olmayan resimleriydik taş duvarların.

 

Yürek bileyerek gecen zamanlara,

 

yıllara devrederek, bıraktığımız  anıları,

 

çocuk yaslarımıza, ağır ifadeler ekleyerek çoğalttık.

 

 

Mahrem

             yalnızlıklarımızı,

 

özgürlük umudu halaylara takıp,

 

kolkola utanarak,

 

devrimler yazdık sert adımlarla.

 

Suratlarımıza kapanan demir kapıların ardında,

 

ölümüne yeminli yok edicilerin,

 

rövanş vakti, beysbol vuruşların, bedenlerimizde,

 

birer çentik atmalarına, sessiz çığlıklar ekledik.

 

Farklılıkları tek tiplere mahkûm edip,

 

uyumsuzlukları zapturapt altına almaların,

 

farklı versiyonlarını yarattık.

 

 

Taraftık

           

            acemice.

 

Açlığa gönüllü mahkûm terbiyemizde,

 

acıları örgütleyerek,

               

çoğaltarak  ölümleri,

 

içinden çıkarılacak şeytanları

 

seyre dalan kalabalıklardan,

 

bir medet, bir itiraz bekledik İtirazsız .

 

Sonrası

 

            Cehennem

 

                              Yangınları…

 

Ve

 

Cümbüşünde el alem duyarsızlığın,

 

topunu toplasan etmez bir elin yarattığı hüner kadar.

 

Topunu toplasan kuru bir gürültü,

 

kuru bir toplu dua altı üstü, karşılığı olmayan.

 

 

 

Sonrası

 

boynu bükük telaşlar,

 

bir avuç koşturmaca,

 

Ve

 

üzerinde bol kârlı kazançlar yaratmasını bilen,

 

“özgürlük savunucularına”,

 

Avrupai ödüller teslim ettik .

 

 

 

----------------------------------------------------------------------

 

 

 

İllegal Sevdalar                                           

 

 

… illegal sevdalarımızı düşleyip,

 

proleter kaçamaklarda büyüten,

 

İsimsiz öykülerdik yakamozlara düşmüş.

 

Artı değer zaaflarımızı vurup,

 

gayri ihtiyari özgürlüklerimizi,

 

tek tabanca sohbetlere teslim edip,

 

bir sonraki günle sözleşmiştik.

 

 Korkuyla bakıp,

 

tahammülsüz kaybedişlere,

 

uyanmıştık bir rüya vakti.

 

 

Yaşamı,

 

            yaşamlardan çalıp,

 

köprüsünü kurmuştuk

 

                          geleceğin bilinmez cennetinin.

 

İlahi misyonlar biçip umutlarımıza,

 

boyunlarımızı bükmüştük.

 

Korkunçmuşuz kimilerine göre,

 

kimilerine göre yolunu kaybetmişler,

 

kimilerine göre hayali kahramanlar.

 

 

Oysa

 

        sadece,

 

illegal sevdalarını düşleyip,

 

proleter kaçamaklarda büyüyen,

 

İsimsiz öykülerdik yakamozlara düşmüş.

 

 

 

-----------------------------------------------------------------------------------------

 

 

 

……..

 

 

 

Toplu                                     

          intiharlar

 

                         düşmüş felsefelere,

 

Bombalı bedenler ise infilak seansında,

 

Acemi bir korku tanıklık ediyor,

 

fikri sabit yiğitlik derecesinde.

 

İsyanlarsa,

 

karaya

 

           vuran

 

                    vicdanlar  gibi

 

                                             gözü açık ölüyor ….

 

 A.OLGUN

 

Monday, September 01, 2008 4:04:11 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Sunday, August 17, 2008
"Yalan Yolu…"

"ÇÜRÜDÜKÇE KUTSANIYORUZ…"

Upuzun bir yoldur yalan yolu. Üzerinden geçenleri sabıkalayan dedikoduları ile uzanır gider…
Upuzun bir yoldur yalan yolu.
Başkalarının acılarından nemalananlar yüzsüz tabela suratlarıyla döşerler bu yolu. Asfaltı, yalanlarla yok edilenlerin umutlarından, kaldırımları, çalınan hayallerden yapılmıştır.
Yol üstü hanlarında, dost satıcıları haraç mezat pazarlarlar tüm paylaşımları ve sofralarında ölmüş insan eti yedirip, tatlı diye sunarlar parçaladıkları kalpleri.

Upuzun bir yoldur yalan yolu.
Yol üstüne kurulan giyotinlerin başında vicdanlarını satan cellatlar bekler kurbanlarını. Gözü açık ölümlerin çığlıkları duyulur havada.
Karanlıklarda parıldayan gözler renksiz, duyduğunuz her ses hilelidir. Aldandıkça umut edersiniz ve inme iner gözyaşlarınıza ağlayamazsınız.
Bütün saatler geçtir artık.
Bütün iyi niyet beklentileriniz öldürülmüştür.
Bütün itirazlarınız sabıkalı, bütün acılarınız sırtınıza yüklenmiştir.
Yol alır yürürsünüz nereye gittiğinizi hiç bilmeden…
Önemsizdir artık ruhunuzun bile sizi terk etmesi. Oysa o da artık kimsesizdir.
Bu yüzden bütün yıkımlar ninni gibi gelir kulaklarımıza. Dramlar seyirlik bir eğlence gibi kalır anılarımızda.
Yitirilen sevdaların melankolik akışı da yok artık.
Bizi sarıp sarmalayan derilerimiz de çekildi tümden.
Çıplağız…
Çırılçıplak…
Ortalıkta ne "o çıplak" diyen bir ses, ne de bundan çıkarılacak bir ders var. Kalplerin sınıf kapıları zincirli ve kara tahtanın önünde cezalılar tek ayak üstünde çürümeye bırakılmış…

Kokuyoruz çürüdükçe, çürüdükçe kutsanıyoruz… Zıtların birliği aynasının önünde kemiksiziz, rüzgârı estikçe kötülüğün, savruluyoruz.
Ramak kalaya bir acelemiz yok oysa…
Tarihler, saatler, tik taklar tam bağımsız akıyorlar hayatın içinden…
Biz hayıflandıkça yaşlanıyoruz.
"Ne hacet" demek anlamsız…
Düşünerek ölmek en iyisidir, çünkü çelişkilerden doğar yeni filizleri… İçine çektikçe soruları, daha çabuk öldürür cevapları.
Ve kendine söylediğin en büyük yalan yine kendi elleriyle gömer seni.

Upuzun bir yoldur yalan yolu.
Cenabet ihanetler tetik düşürür kenarında. Tanıdık yüzlerin tanıksız bakışları arasında kaparlar ellerinizi. Akrep sokup koynunuza, ateşten çember yakıp çevrenize, beklerler yok olacağınız anı.
Doyumsuz bir timsah iştahı taşırlar. Parçaladıkça masumiyeti, çoğalırlar.
Seçimlerimiz hep önümüzde dimdik durur.
Bütün cürümleri anlamsızlaştırıp çekilmek de var hayatın örselenmişliğinden, bahtiyar olup duyguların buharında yok olmak da…

Nasıl da izinsiz geçiyor her şey.
Hesapsız, vicdansız…
Kuruyan dallarımızdan dökülen hatıralarımız da artık anlamsız…
Alacakaranlık sayıklamalarımız da…

Fırtınalı yolları biçip, yağmurları kuşanıp akıp gittigimiz bu hayat, bizden yana hep nafile ve hep arsız bir inatla giyiyor zırhını…
Yine de olsun demek var şairce…
Yine de umut, bekliyor kapısında göğsümüzün…

Akın OLGUN

Sayı: 29, Yayın tarihi: 17/08/2008

Sunday, August 17, 2008 11:22:51 PM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


mavi melek
Kategoriler
[RSS] avrupa gazete
[RSS] birgun
[RSS] içsel Dökümler
[RSS] Kitap Hakkında
[RSS] Kitaplar
[RSS] mavi melek
[RSS] Önerdikleri
[RSS] Röportajlar
[RSS] Şiirleri
[RSS] sizler için seçilenler
Navigasyon
Birgün Gazetesi
Mavi Melek
Avrupa Gazetesi
Akın Olgun
Takip Ettiklerim
 Ece Temelkuran
 HABERVTR
 İkinci Gündem
 İnsan Hakları Derneği
 İRSAD AYDIN
 Latin Bilgi
 Medical Fondation
 Mehmet Altan
Mesut Koşucu
 New Entry
 sendika.org
 Uluslararası Af Örgütü
 Yaşar Seyman
Arşiv
<October 2008>
SunMonTueWedThuFriSat
2829301234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678