Akın Olgun
Akın Olgun Resmi Web Sitesi RSS 2.0   
Mesut
İletişim
olgunakin@yahoo.co.uk

Birgün Gazetesi



Birgün Gazetesi
Kitaplarım

Birgün Gazetesi

Birgün Gazetesi
# Wednesday, May 06, 2009
"İçimizin Tenhaları…"

"YÜZÜMÜZ KİREÇ TUTMAZ"

İçimizin tenhalarına yaralı anılarımız sinmiş, acılarımız ise kıvrılmış yüreğimizin kuytuluklarına ve kalpten kalbe uzanan sevdaların sessiz selası hiç duyulmamış. Sızılarımız ki, yumruk olup oturmuş kavruk sözlerimize.

Mutluluklarımızı iyi niyetli temennilere emanet edip yol yorgunu duygularımızı kazıyarak duvarların kirli yüzüne, ölesiye ağlamak var. Ağlamak hiç durmadan, eğilmeden, bükülmeden, ezilmeden, utanmadan… Yalan edilmiş, talan edilmiş tüm rüyaları saklamadan, saklanmadan haykırmak var zelzeleli umutlardan. Dökülen her parçayı, dağılan, dağlanan her yarayı sırtlayıp tenin çıplak kokusuna, sarılmak var yeniden ve yeniden… Gecelere emanet edilmiş tüm yalnızlık çilelerini, çıkarıp sabahın aydınlık nefesine, uçurmak var gökyüzünün hüznüne…

Bu kadar kolay olabilseydi keşke.

Yarıp göğsün çeperini, sökülüp atılabilseydi içsel uğultularımızın korkunç ağırlığı. Zaman bir yılan gibi sarılmazdı belki de duygularımızın boğazına. Yüzümüz kireç tutmaz, kan yürüyüp ulumazdı beynimizde. Belalar izimizi sürmez, pusular yuvalanmaz, aşk bu kadar zor, onu kaybetmek bu kadar kolay olmazdı. En sevdiklerimize bu kadar puşt, nefret ettiklerimizle bu kadar dost olmazdık. İyiliğe bu kadar düşman, kötülüğe bu kadar kucak açmazdık…

Ve yahut;
Bedellerimizin pencesinde kıvranan ve eriyip giden saflıklarımız, bir bir intihar etmezdi uçurumların yağlı urgan boşluğunda.

Savrulduk hep.
Herkesten ve her şeyden.

Çıtırdayıp dağılan odun ateşi alevlerinden, düştüğümüz yerlerde külleştik… Sarılamadan vurgun yedi kollarımız.

Kâbuslar üşüştü gecelerimizden kalan uykularımızın üstüne. Bir dirhemlik zaman diliminde çaldırdık tüm izdüşümlerimizi. Cevaplar hep geç kaldı gönül soframıza, sorularımız ise hep illegal…

Hep ertelendik…
Hep erteledik son sözlerimizi…
Ve şimdi;
Geriye kalan kimsesizliğimizi taşıyıp omuzlarımızda,
vurup taştan taşa,
kanatıp düşüncelerimizi,
paramparça olan ellerimizi bırakıp masumiyetin tenine,
sokulup bir sıcak nefesin göğsüne,
koklayıp denizin mavisini,
uzanıp bir çift huzurun dizine,
soluklanıp yakamozlarda,
yaşayıp ânın ânını,
ayıp etmeden durabilmek için hayatın yüzeyinde,
ıslanıp buram buram,
dipnot düşüp sevdanın yoluna,
hayata ağız dolusu
bir sıcak somun ekmeği merhabası bırakma zamanı.
MERHABA hayat…

~~~
Sayı: 37, Yayın tarihi: 06/05/2009

Wednesday, May 06, 2009 11:15:20 PM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


mavi melek
# Tuesday, January 20, 2009
"Karakalem Çizilmiş Sertliğimiz"

"BİR BEDEN BOYU TOPRAK OLMAK VARDI"

Ne kadar çok gam bıraktık hayatın akışına. Nehirleri taşırıp denizleri dalgalandırdık korkucusuzca. Mutluluklarımızı teslim edip ip cambazlarına, seyre daldık her düşün düşkünlüğünde. Ömür denen kavgada vuruştukça sallandık, salladık ve sakladık korkularımızı. Duygularımızın artçı niyetlerinde çoğaldı adsız kötülüklerimiz. İyiliğin kahramanları olmak istedikçe yok ettik gözyaşlarımızın billurluğunu.
Elvedalar yazıldı elimizden, avucumuzdan, yüreğimizden gidenlere. Gelenler onları hiç sormadılar, cevaplamadık biz de.
İfadesizleşti her çağrı, her söz, her yakarış, her düş, her umut ve bir dudak mesafesinde kaldı tüm öpüşler.
Kimsesizleştikçe çoğaldı vakur bakışlar. Yiğitleştikçe öldü paylaşımlar. Kayıp giden anlar pusulaştı karanlığın duygu damlarında.
Oysaları geç kalmışlığa bırakıp giderken, geride bıraktığımız gözyaşlarımızın izine düştü Azrail ve sorgusuz, sualsiz tırpanlandı her iz.
Kim olduğumuzu, nereye aktığımızı bilmeden yitikleştik kavgasında kimliğin. Kavruldu içimiz. İçimiz içimizden sıyrılarak yalnızlaştı aynı bedende.
Seslerimizin yankısı vurdu en hassas duygularımızı ve şans denen sihir ikinci defa çaldığında kapımızı, yoktuk biz.
Yoktuk, hiç olmamışız, hiç yaşamamışız gibi, hiç dokunmamış, hiç sevmemiş, hiç gülmemiş gibi kaskatıydık. Kendi duvarlarımızı yıkmaya çalıştıkça, enkazında kaldık bölük pörçük kelimelerin.
Kelimeler ki yazamadı bizi hiç. Kader denen yazgıdan bu yana alındı bütün yarınlık cümlelerimiz.
İtirazlar dilendikçe geçmişten, sabıkalandık karanlık dosyalara ve duygularımızın romatizma ağrılarında kıvranıp durduk kimsesizliğe.
Bir beden boyu toprak olmak vardı, onu da yaşamın kendisine ayıp sayıp sakladık son kuşun niyetine.
Ne garip, geceler uzuyor umutlandıkça. Uzadıkça umutlanıyor sabahlarımız. Kan kırmızı bir şarap sızıyor hayallerimizin içine. Sarhoş bir imana bürünüyor kâbuslarımız. Saklandıkça kutsanıyoruz herkesin yüreğinde. Açığa çıktıkça taşlanıyoruz aynı ellerce.
Gölgelerle arkadaşlığımız bu yüzden ve bu yüzdendir gölgelerin tek olmayışı. Her usta çoğalan yanılsamalarımız, balıkların pullarına tutunmuşluğumuz gibi bir karanlık, bir aydınlık sunar tütsülenmiş saflıklara.
Ne çok baharlar, ne çok kışlar, ne çok yazlar geçti üzerimizden. Üstünden atlayıp kaçamadık hiçbirinden.
Koşamadık yani delicesine. Tutuktu hep bir yanımız, hep bir yanımız kaçak. Yoksul doğumlarımızdan, yoksulluklar inşa edip, öfkeler büyüttük yeniden, yeniden ve yeniden…
Yüzümüzün esmerliği, sözümüzün diz çöken yiğitliği, kara kalem çizilmiş sertliğimiz bu yüzden.
Kifayetsiz, yeminsiz tohumlar gibi düşüyoruz bir beden boyu duygu toprağımıza ve duygunun bereketli toprağında fanileşen ve yeniden dirilip serpilen şey, hayata tutunduğumuz namelerden çıkıyor…
İz oluyoruz, köz oluyoruz, kavruluyor yeniden bedenlerimiz. Kavruldukça olgunlaşıyor, yaralandıkça güçleniyor, güçlendikçe yeniden biz oluyoruz…
Şimdi kalplerimizden kâğıttan kayıklar yapıp, 'mutluluk' yazıp sırtına, son bir nefesle doldurup yelkenleri, alabildiğine sürüklenip diyar diyar gitme vakti…
Tüm gök kuşağı renklerini sarıp boynumuza gökyüzüne karışma vakti…
Şimdi mutlu bir tebessümle yeniden bakma vakti…

Akın OLGUN

Sayı: 34, Yayın tarihi: 20/01/2009

Tuesday, January 20, 2009 10:17:57 PM (GMT Standard Time, UTC+00:00)  #    Comments [0] -


mavi melek
# Monday, October 20, 2008
"Uçurumlara Baka Baka"

"ÇIRILÇIPLAK KALMIŞTI ŞİİRLERİMİZ"

Bir efkâr vakti, suskun bir yumruk olup kapanıyoruz içimize. Yazık olmuş hayallerin kırık çerçevelerine, yoldaşlık edip bakıyoruz gökyüzünün dipsizliğine.
Yine farksız her şey…
Her şey kendi garipliğinde üşüyor yine…
Faydasız tüm çareler.
Tüm çareler, çaresizliğe kulluk edip duyguların kanlı kancalarına teslim etmiş içindekilerini.
Zaman aşımına uğrayan bedellerimizin sızısını hissediyoruz bellerimizde. Elimizde buz tutan geçmişimiz yaralı ve sıktığımız yumruklarımızın içinde zindanda yüreklerimiz.
Belki de bu yüzden ömrümüzün kalan yarısına sarılıp, yaşamın kıyısına tutulup akmak zor geliyor bizlere.
Zor geliyor bütün vurgunların uğrak yeri olmak, zor geliyor yaşadığımızı düşünüp tüm ağrıları onun adına yüklenmek…
Zor geliyor her yalnızlık vakti kaybolduğumuz umutlarımızın, yüzümüze tuttuğu aynalara bakıp bakıp hiçbir şey görememek…
Kelimelerimizin, sözlerimizin sayıklamalarında uyanıp, uykusuz yaşlar döküp anılarımızın yazılı defterlerine, bırakıp gitmek var belki de her şeyi… Ama olmuyor, yapamıyor insan…
İnsan kendisinden vazgeçemiyor…
Kalplerimizin kenarına sığınan sevdalarımızın kırık gözyaşları, yüreklerimizin fay hattından geçip vicdanımıza düşüyor ve o saatler hiç ama hiç unutulmuyor…
O anlarda, sevginin bağbozumunda yeniden yudumluyoruz hayallerimizi. Bütün yarımsızlıkların seslenişiyle dinliyoruz demlenen kimsesizliklerimizi.
Beynimizin iç uğultusundan ayırıyoruz geride kalanları ve ağrılarımızdan, sızılarımızdan arındırıp sevgiliyi, saklıyoruz göğsümüzün en ak yerinde.
Oysa kaç kez ölmüştük içimizde, hiç bilmedik ve daha kaç kez öleceğiz bilmiyoruz. Her isyan dönüşü yaşamaktan yorgun, her isyan dönüşü yaşamaktan yaralı, her isyan dönüşü yaşamaktan mağlup olup, kıyımlarda kıvrılıyoruz bir nefeslik gölgelere…
İnadına ayakta kalmaktan mahcup yüzlerimiz ve ölümle aynı yaşta olmanın ve yaşamdan daha yaşlı kalmanın ağır yüz ifadelerine yükleyip yüzlerimizi yürüyoruz hiç durmadan.
Hüzünlerimizin dağınıklığını geçmişimize, mutluluğumuzun incinmişliğini ise çocuksu serseriliğimizden kalan şamarlara iade edip, yine yürüyoruz dinlenmeden…
Bu vuruşkan ses tonu postalların altında ezilmişlikten, bu kara kutu sessizliğimiz illegal savrulmalardan dökülüyor kâğıtlara…
Biliyoruz dilsiz bir sevdadır kolumuzdaki. Biraz yırtık, biraz da yamalıdır; ve istilacı yıllar yaralarımızı kazımaktan utangaçtır. Oysa bize karşı hep asiydi kaçışlarımız, yol yorgunu niyetlerimiz ezik, özlemlerimiz pusularda soyulmuştu.
Çırılçıplak kalmıştı şiirlerimiz… Geceler ise belalar yazıyordu sabahlara… Her şeyi yüreğimizin gölgesinde dinlenen fırtınalara verip gitmek vardı, yapamadık… İçimiz titreyerek, uçurumlara baka baka, rüzgârlara çata çata kaldık tereddüt etmeden.
Biraz da delilikti sevdalarımızdan bize kalan…
Vaktin sararmış hüzünleri dolduğunda gözlerimize ve aktığında usulca, silmeye cesaret edemedik…
Göz göze öpüşmelerden hiç gitmemiş gibi karıştık çiseleyen yağmurlara.
Anlayın ki; yanılgılarımızın hırçınlaşan öfkesinde, kendi yüreklerimizin gazisi olmaktan kurtulamayışımız, dağlanmış masumiyetlerimizin mirasıdır…
Anlayın ki; tek başına bir şarkı olup, o şarkıyı mırıldanmak biraz da ölümsüz olmaktır…

Sayı: 31, Yayın tarihi: 20/10/2008

Monday, October 20, 2008 11:20:28 PM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


mavi melek
# Wednesday, October 01, 2008
meta NameGener

Kıyıya Vuruyordu Saatler

 

 

kıyıya vuruyordu saatler, dalgalar düşüyordu ömrüme

yıkarak setlerimi

fırtınalar uğruyordu her gece

avuçlarımda deniz kabuklarının eziyet uğultusu

asıyordu kendini kendi sesinde

bütün suskunlukların arkasında

beyaz sakalıma uğruyordu esaret

masallarımı alarak giriyordu inine

korkuyla uyuyacağım artık

ve

uyanacağım bileğimde kelepçe ile

taş kıracak sevinçlerim

umutlarım kürek cezasında

kırbacı ağır esaretin öfkesinde

çekecek mavisini okyanusun…

 

 

 

-----------------------------------------------------------------------------

 

 

 

 

Utandıkça Soyundum

 

dağılırken

şarapnel gibi yaraladım her şeyi

uzaklaştıkça

savruldum kendimden

aynada hep ayni iz

çıplaklığım

utandıkça soyundum

 

 

 

Varlığında Acılar     

 

Keşke olmasaydın demedim hiç

Varlığında acılar

Yokluğunda

Yetimdi bir yanım

Biliyorum dökmedin hiç gözyaşı

Bir gece bir namahremin koynunda

Yaşatacaksın mor sümbüllü ihanetini

Şimdi

Belalı satırlar yazıyorum seninle olan geçmişe

Kelime darağacıma asıp senden kalan sözleri

Uzatıyorum boynunu kalemimin

Bir karalaması olmalıydı elbet yaşananların

Onları da haraç mezat sana bırakıyorum…

 

---------------------------------------------------------------------------------

 

Ay Vakti

           

Yakamozlar ölüyordu ay vakti

Geride kalanları bir kelebek taşıyordu usulca

Gözlerim deniz mavisindeydi

Bakıyordu cellâdın ellerine

Martılar süslüyordu tabloyu

İçimdeki ressam kan damlatıp

Gömüyordu asaletini içine…

 

 

 

------------------------------------------------------------

 

Onurlu Hatıra                      

 

Sorgulanan yüreğimiz

Devrimden kalan işgüzarlıklardı

Bir adım eşiğindeydin ölümün

Bir adım esiğindeydim seni kaybetmenin

Uçurumların kenarında kalp atışlarımı dinleyip

Sensizliğin yok oluşuna uzanıyordu ruhum

Yasaklıydım sana

Yüzüme çizilmiş sevgin ise

Kaldırımlarda paylaşmaya umutlu

Onurlu bir hatıraydı senden kalan.

 

 

-----------------------------------------------------------

 

 

 

 

…Çok yorgunum bir tanem

yüreğim taşımıyor artık içsel direnmeleri

Güçlü olmak zorunluluğu büküyor belimi

Şartlar dirhem, dirhem kemiriyor bedenimi

geçmişten

asılsız bir yaşamın yükünü taşıyorum

maalesef

Geleceğin hesabını dürüyorum bugünden…

 

------------------------------------------------------------

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

 

VE

 

Yaralıydı her şeyimiz

Sevmelerimiz

Okşamalarımız

Dokunuşlarımız

Sevişmelerimiz yaralı

Ve

Yağmurluydu sözlerimiz

İnatçı

Hırcın

Gururlu

Ve

Ayrılığımız kederli

Yorgun

Suskun

Çaresizdi

 

 

 

 

 

 

Ölüm Bilir

 

…Dövülüyor bedenim

Çığlar düşüyor inlemelerime

Boğazımda ılık bir kan

Eşlik ediyor kırılan kemiklerime

Ergen cağımda

Saymadım ölümün uğrayışını

Her es geçtiğinde

Ya da ıskaladığında hayatımı

Bakmadım arkasından

Uğursuzluk saydığımdan değil

Yeniden uğrayacağını bildiğimden

Oysa her uğradığında bırakıp acısını

Aldı bir başkasının canını…

 

…………………………………………………….

 

 

     Bir tabut geçiyor önümden

Omuzlarındaki ölüm yüküne omuz vererek

Taşıyorlar toprağın kalbine

Bir ağıt duyuyorum

Dizlerini döverek geçiyor önümden

Ve

Her şey

Her kes

Geçip gidiyor gözlerimden dökülerek…

 

 

 A.OLGUN

Wednesday, October 01, 2008 4:13:40 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Monday, September 29, 2008
Sevda İtirazları...

Sevda itirazları yazdım,

 

                          sonbahar yaprak dökümlerine.

 

Peygamber sabrıyla sınanmış değildi

 

                         henüz  hiçbir  özlemim.

 

Güneş görmemiş tenimde, kabuk bağlamış yaralarımı,

 

Tırnak tırnak sökerken,

 

kanatırken düşüncelerimi,

 

hatırladım kendimden geriye kalan yalnızlığımı.

 

 

En çok eylüller acıtırdı içimi,

 

nedenini hiç bilmedim.

 

Kandığım her yalanı masum sanmalarım gibi,

 

aldandım,

 

aldatıldım.

 

Duygusuzdu kaderlerin cilveleşmesi.

 

Ve

 

tesadüfü rastlantılardı hayatın öfkesi.

 

 

Yerli iz sürücüsü geçmişim,

 

Hep

 

felaketlerimi bulur,

 

baskınların İhbarcısı olurdu çıplaklığımın.

 

Ölürdüm bazen,

 

Bazen yaralı,

 

                    firarlara karışırdım.

 

Mültecisi olurdum

 

 

                     Ağlamalarımın.

 

Her defasında

 

                        sevdalı itirazlar yazardım,

 

Sonbahar yaprak dökümlerine.

 

 

Sokakları birbirine bağlardı basıboş yürümelerim.

 

Kaçak tenhalar, hüznü sağar,

 

yıldız çekerdi kaymalardan.

 

Habersiz düşerdim, yanlış anlaşılmalara.

 

Korkulara ıslıksız sunardım kendimi.

 

Kahve kokardım bir içimlik,

 

Her defasında

 

                       sevdalı itirazlar yazardım,

 

                                                    Sonbahar yaprak dökümlerine.

 

 

 

 A.OLGUN

 

Monday, September 29, 2008 4:10:09 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Saturday, September 27, 2008
İSTANBUL

İstanbul güneşin kaldı içimde

Bahtiyar sızılarımı devrettim sana

Hasretin yadigarım gibi düştü gözlerime

Özledim

Kayıt dışı serüvenlerin acılarıyla

Bakarken ufuktan sana.

 

İstanbul yaraların kaldı içimde

Martılar eşlik etse de sessiz çığlıklara

Kaybolsam da dehlizinde

Özledim

Kayıt dışı serüvenlerin acılarıyla

Bakarken ufuktan sana.


A.OLGUN

Saturday, September 27, 2008 4:08:04 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
# Friday, September 12, 2008
Kan kırmızı öfkem

Patırtılı bir geçmişin çatlak seslerinin

Sağır eden tüm yalnızlığına

Kırıyorum boynumu

Öfkem kan kırmızı dağ devirir

Hani tutsam yakasından hayatin

Tutsam bir

yaşam devrilir.

Kan kırmızı öfkem cesaret ezer

Kırışık kat kat alnımın günahını alır

İçimde yanan ateşi yangın söndürür

Hani tutsam yakasından adaletin

Tutsam bir

aciz olur.

Kan kırmızı öfkem beni yer bitirir

Suya iner iste o an vicdanim

Susar dilim

Susar kalemim

Sıradanlığın o korkunç hayaletine çarpar

Kan kırmızı öfkem kendini vurur.


A.OLGUN

Friday, September 12, 2008 4:06:16 AM (GMT Daylight Time, UTC+01:00)  #    Comments [0] -


Şiirleri
Kategoriler
[RSS] avrupa gazete
[RSS] birgun
[RSS] içsel Dökümler
[RSS] Kitap Hakkında
[RSS] Kitaplar
[RSS] mavi melek
[RSS] Önerdikleri
[RSS] Röportajlar
[RSS] Şiirleri
[RSS] sizler için seçilenler
Navigasyon
Birgün Gazetesi
Mavi Melek
Avrupa Gazetesi
Akın Olgun
Takip Ettiklerim
 Ece Temelkuran
 HABERVTR
 İkinci Gündem
 İnsan Hakları Derneği
 İRSAD AYDIN
 Latin Bilgi
 Medical Fondation
 Mehmet Altan
Mesut Koşucu
 New Entry
 sendika.org
 Uluslararası Af Örgütü
 Yaşar Seyman
Arşiv
<May 2009>
SunMonTueWedThuFriSat
262728293012
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31123456