03 Mart 2007
Sabır taşını kelepçelemişti kendi ellerine… Susmakta, haykırmakta aynı tavda, suyun
bilincinde dövülüyordu.
Yüreğin bu kadar yürekli, bu kadar barış yüklü oluşunun nedeni ise hakikati can’da
arayışındandı. Bundandı Ahmet Kaya’nın ölümsüz kılınışı… Türkü yüklü olmak, türkülerde
yiğit olmanın ağır yükünü taşımak, babayiğit bir harcın ürünüydü ve de oyunu bozandı.
Düşüncenin özü, dilin bilinciydi. Bunu savunabilmek bu harca sahip olmakla mümkündü.
Sürgün topraklara teslim edilen gerçek, benim ülkemin gerçeği ve özetiydi.
Bu gerçek; yasaklanan özgürlüklerin, linç edilen bir dilin, inkar edilen gerçeklerin üzerine
kurulu ahmak bir anlayışın, yok ederek var etmeye çalışırken yok oluşun, tarihi utancını
sırtında bir kambur gibi taşıyanların yenilgisinin adıydı.
Tarihin ve hayatın ironisinden ders almayanlar ise çürümenin ve yozlaşmanın bataklığında
aynı sonu yaşıyorlar, sanat adına, politika adına, iktidar adına…
Paparazilerle sunuyorlar adına ahlak dedikleri “ahlaksızlığı.” Haber değeri taşıyor, iki bacak
arası sohbetleri!
Kafasında kendi beynini taşımayanlarca kuruluyor tuzaklar ve tarihin bilindik kanı dökülüyor
kaldırımlara. Biraz timsah gözyaşı, biraz da kardeşlik nutku ise işin tuzu biberi… Sonuç, kapı
arkalarında bol resimli milli gurur simgesi diye patlayan flaşlar…
Milli devlet, milli yalanlar ve milli katillerin gururunda çiftleşen hayvani bir zevkin çığlıkları
tırmalıyor kulakları. Duyan duyuyor, gören görüyor. Duymak ve görmek istemeyenler ise
oynuyor üç maymunu ve tetikte bekleyen komplo teorisyenleri, kıt zekalı dış mihraklar
edebiyatını döktürüyorlar.
Ölümler, cinayet şebekeleri ve eli tetikte bekleyen iz sürücüleri, milli bir korumanın
altında çoğalıyorlar. Kafatasçı yemin törenleri düzenleyip, and içiyorlar kendileri gibi
düşünmeyenleri yok etmek üzerine…
Madalyonun iki yüzü de aynı aslında. İki yüzünde de ikiyüzlülük simgesi… Gerçek
karamsardır ve çizdiğim tablo bizlerin de bir özetidir. Bu susarak ve göz yumarak,
yapıyor(muş) gibi yapışımızın da bir resmidir. Bizler, katillerin suskunluktan aldıkları
cesaretin bir yanıyız. Bir tablonun özeleştirisini gerçekle çarpmayacaksak, politik tahlillere
vurup hafifletmeyeceksek vicdanlarımızı, kabul etmeyeceksek kendi payımıza düşeni, o
zaman ortak olmaya devam edeceğiz sürgünlere, ölümlere, yasaklanmalara… Yok edilmelerin
bir parçası olmayı kabul edecek ve kirleneceğiz. İnsan hak ve özgürlüklerini haraç mezat
projelere satanları ödüllendirmeyi iş kabul edip, alkışlamayı hünerden saymaya devam
edeceğiz. Bedel ödeyenleri kobay yapıp, onların üstünden ün, şöhret edinenleri ise göklere
çıkaracağız. Kendi beyazlarımızı yaratıp, nefret ettiklerimize benzeyeceğiz. Tabloya üçüncü
bir gözle bakabilmeyi başarabilirsek, bu tehlikenin çanlarını da duyabileceğiz aslında… Bu
gerçeğin karamsar tablosu da biraz olsun dağılacak belki de…
AKIN OLGUN/ Yeni Özgür Politika



