Katiller Değil, Hrant Yargılanıyor

Bu ülkede eğer muhalifseniz ve üstüne üstelik bir de azınlık kimliğinizle
muhalif olmaya kalkıyorsanız ve bunu adam gibi yapıyorsanız, hayatınızın
derin ellerce bir zindana çevrileceğini bilirsiniz. Önce sesinize göz dikerler,
sonra yazdıklarınıza. Ve sıra ailenize gelir. En sevdiklerinize gelebilecek üstü
kapalı, açık tehditlerle vururlar sizi. Sesiniz, cümleleriniz, yazdıklarınız,
hepsinden öte aileniz tehdit altındadır ve siz mücadele etmek, ayakta kalmak
zorundasınızdır. Çünkü siz aydınsınızdır ve gerçek aydınlar korkunun arkasında
değil, aydınlığın önünde olanlardır.
Hrant Dink cinayeti davasında yaşanılanlara bakmak bile, karanlığın nerelere
uzandığını gösteriyor bize. Bu ülkede azınlık ve aydın olmanın bedelinin ne
olduğu, resmi karanlığın eliyle gözümüze gözümüze sokuluyor. Katiller değil,
Hrant yargılanıyor… Katiller adaletin temeli olduklarına duydukları inançla,
öylesine gelip gidiyorlar mahkemeye. Dışarıda, onları verim almak için milli
besiye çekenler, içerde de durumun farklı olmadığını kanıtlıyorlar tüm
Türkiye’ye.
“Yaz kızım; Celse açıldı, dosya okundu, sanıklara önceden bildikleri sorular
soruldu. Güldüler, bir iki avukat tehdit ettiler, ellerini ceplerine koyup
efelendiler, göz kırptılar, el ettiler. Hal hatırları soruldu. Eyvallahhh dediler.
Gerile gerile oturdular, az biraz daha kilo aldıkları, yüzlerine renk ve kan
geldiği görüldü. Olayda kullanan silah gösterildi. Yeniden keyiflendiler. ‘Bu
silah mıydı’ sorusuna “ne bileyim düğüne değil, adam öldürmeye gidiyordum”
dediler. Sanıkların bir sonraki celsede hatırlarının sorulmasına, varsa dertleri
dinlenmesine karar verilmiştir.”
Olayın ironik hali budur.
Her celsenin, bir öncekinin tekrarı olduğunu, bir adım dahi atılmadığını,
cinayetin arkasındaki resmi ellerin gündeme bile gelmediğini hepimiz biliyoruz.
Cinayetin arkasındaki eller ‘’Adalet Mülkün Temelidir’’ yazılı o ağır sözün
arkasından iplerle, bir kukla oyunu sergiliyorlar. Ki, biz bu oyunu, daha önce
onlarca kez gördük, yaşadık.
Her resmi destekli cinayetin arkasından bu bilindik adalet tezgâhı devreye
giriyor, celseler uzadıkça uzuyor, deliller bir türlü mahkemeye ulaşamıyor, ilgili
yerlerden bir türlü cevap gelmiyor, tanıklar ya susuyor, ya ifade değiştiriyor,
celp mektupları adreslere her nedense ulaşamıyor, hakimlerin, savcıların
tayinleri çıkıyor, polisler dinlenemiyor, dinlenenler anlaşılmıyor. Diyelim ki
hepsi halloldu, bir anda kahramanların (!) kurtarıcısı olan “Devlet Sırrı”
devreye giriyor. İşin içinden çıkılmaz bir hale getirilerek sürüncemede
bırakılıyor ve daha da önemlisi adaletin yerini bulacağı umudu tükenip yok

olurken, bu işlerin böyle olduğuna dair inanç pekişerek ağır bir suskunluğa
dönüşüyor. İşte Hrant Dink davasında da yaşanan budur.
İnsan sormadan edemiyor.
Hrant’ın katillerini devşirip, hedefe yönlendirenler, önceden hazırladıkları
istihbarat bilgilerini onların ellerine tutuşturanlar, tetiği çekecek olanı seçip
beline silahı koyanlar, cinayetin aylar öncesinden toplumsal zeminini
oluşturarak, cinayetlerine bir temel yaratmayı da ihmal etmeyenler, hala
görevlerinin başındayken ve davada bir adım dahi ileri gidilmemişken, siz hangi
Ermenistan ilişkilerini düzenliyorsunuz?
Hrant’ın gerçek katillerini, Ermenistan ilişkilerinin neresine koyuyorsunuz
söyleyin de bilelim.
“Tarih yazıyoruz’’ diyorsunuz. Evet, bir tarih yazıyorsunuz ama barışın ve
kardeşliğin değil, ikiyüzlü devlet politikasının tarihini yazıyorsunuz.
“Gelinen aşamada, gerçek, çok güçlü ve çok derin bir irade tarafından
karartılmakta, taleplerimiz mahkemenizce her seferinde sistemli biçimde
reddedilmektedir.”
Diyen Rakel Dink’e, öyle olmadığını ispat edebilecek kimse var mı?
Bunu merak eden kimse var mı?
Orada kimse var mı?
Yoksa ‘adam öldürmeye gidenler’ mi yazıyor tarihi?